11 Şubat 2016 Perşembe

Pekmezli Kabak Tatlısı


Çocukluğumun kışlarında dedem ya da amcam büyükçe bir kabak alır, babannemler onu soyar, dilimler koca bir tencerede şekerleyip tatlı yaparlardı, ailece zevkle yerdik. :)
Olayın tatlı kısmı bir yana aslına bakarsanız ben çekirdekleriyle ilgilenirdim :) Babannem o çekirdekleri yıkar kurutur, sobanın üzerinde kavururdu. İşte o görüntü çok hoşuma giderdi :) Yedigimizi yer yemediğimizi kendi diktiği bez torbalara çıkılar :)) başka bir gün hiç de ummadığımız bir zamanda , ağzımız boş durmasın... hele şundan bir iki atıştıralım" diye getirirdi :))))
Eski zaman kadını işte herşeyi değerlendirirdi rahmetli... :)

Görümcemin memleketten bizim için getirdiği büyükçe kabağı görünce bütün bu anılarım gözümün önünden geçti. İlk fırsatta kabak tatlısı yapmak istedim. 
Birkaç gün sonra annemler, amcamları yemeğe davet edince kabağın bir kısmını onlara verdim, geri kalanın bir kısmını kendimize Pekmezli Kabak Tatlısı yaptım. Daha da bitmedi, bereketli çıktı mübarek. 

Ben tatlılara pekmez ilave etmeyi seviyorum, bunu da öyle yaptım. Yalnız elimdeki kabağın ve tatlı yaptığım kısmının kaç kilo olduğunu bilmediğimden ölçü veremiycem :(

Malzemeler:
  • Bir büyük kabağın iki boğumu (dilimi)
  • 3 su bardağı toz şeker
  • 4 çorba kaşığı pekmez
  • Bir iki parça çubuk tarçın
  • Kıyılmış ceviz içi (üzerine)
Yapılışı:

Kabaklarım çekirdek kısmını çıkarıp temizledikten sonra kabuklarını derince, hiç yeşili kalmayacak şekilde soydum ve çok iri olmayacak şekilde dilimleyip yıkayarak derin bir tencereye dizdim. Üzerine 3 su bardağı toz şekeri serperek 4 çorba kaşığı pekmezi ilave ettim, bir iki parça koku ve lezzet bırakması için çubuk tarçın ekledim ve bir kenarda kapalı olarak 3 - 4 saat bekleterek sulanmasını sağladım. ( Bir gece de bekletilebilir) Ardından ocağa alarak önce orta ateşte, kaynamaya başladıktan sonra da kısık ateşte kabaklar iyice yumuşayıp şerbeti kıvamlanana kadar pişirdim. Soğuyana kadar pişirdiğim tencerede bakleterek şerbetini iyice çekmesini bekledim, soğuduktan sonra servis tabağına alarak üzerine ceviz içi serperek ikram ettim, isterseniz servis yaparken üzerine tahin de gezdirebilirdiniz, biz bir kısmını da öyle yedik:) 

Tabii kabağın çekirdeklerini de atmadım :)) Yıkayıp kurulayıp, soba bulamasam da teflon tavada kavurarak yedik. :)) Az babannesinin kılıklı değilim haa... dimi ;) 

Afiyet Olsun. 



7 Şubat 2016 Pazar

Bayat Ekmek Köftesi



İsrafa karşı olduğumdan daha önce bahsetmiştim. Zira bu benim yaşam tarzım, ilk gençlik yıllarımdan beri israf etmemeyi, tutumlu olmayı kendime huy edindim. Bu yetiştirilme tarzımdan ileri gelse de ben bilinçli olarak ve özellikle bu huyumun üzerine giderek bu konuda hep daha fazla neler yapabilirimi düşündüm ve galiba en çok sevdiğiniz huyunuz nedir diye sorsalar tutumlu olmak derim, babama göre benimkisi cimrilik olsa da... :)))) 

İşte bayat ekmekle yaptığım bazı tarifler de bu şekilde ortaya çıktı. Gerçi çok fazla tarif üretemiyorum çünkü biz yiyebileceğimiz kadar ekmek alıp onu da son dilimine kadar tüketenlerdeniz. Yani gereğinden fazla ekmek alıp, bir kenarda bayatladıktan sonra bunları ne yapsam diye düşünecek kadar bayat ekmeğim olmuyor, az çok çıkanı da bir kenarda kurutup, rondodan çekerek dondurucuda biriktiriyorum. Bu köftenin bayat ekmekleri de uzunca bir süre bekledikten sonra birikti. 

Genelde köfte yapımında katkı malzemesi olarak kullandığım bayat ekmeği bu kez köftenin ana maddesi olarak kıymanın yerine kullandım. İnternette gördüğüm bu tarif oldukça aklıma yatmıştı ve ben de denemek için ekmek biriktirdim. :)) 

Ben bu köfteyi çok sevdim yumuşak bir lezzet tabii baharatlar köftemizin tadını vermekte büyük rol oynuyor.

Şunu da belirtmek isterim, tabii ki ve Şükürler olsun ki kıyma alabilecek durumdayız ancak bu tarif tamamen israfı önlemek adına bir alternatif sunabilmek amacıyla ve tabii ki et fiyatlarının çok arttığı bu günlerde kıyma alamayan bir çok insan var belki onlara da bir fikir olabilir diye paylaşmak istedim.  

Nasıl mı yaptım ???

Malzemeler:

  • 2 su bardağı kadar ekmek içi ( rondodan çekilmş )
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı pul biber
  • 1'er çay kaşığı kimyon, kekik, toz kırmızı biber, tuz
  • 1 adet yumurta ( fotoğrafta yok ama ekledim )
  • Bir tutam maydanoz



Yapılışı:

Rondodan geçirilmiş bayat ekmek, rendelenmiş kuru soğan ve sarımsak, 1 adet yumurta, kıyılmış maydanoz, tuz ve diğer baharatlar iyice harmanlanarak yoğurulur. Elde edilen köfte harcından iri ceviz büyüklüğünde parçalar alınarak istenilen köfte şekli verilir ve normal köfte kızartır gibi teflon tavada az sıvıyağ ilave edilerek önlü arkalı kızartılır. 

Bu köftemizi yoğurduktan sonra fazla bekletmemek gerekiyor, aksi taktirde ekmek çok yumuşuyor ve hoş olmuyor. Yoğurur yoğurmaz şekillendirip kızartırsanız lezzetli bir köfte oluyor. 

Yeşillik ya da salata ve ayran eşliğinde nefis bir öğün elde edebilirsiniz. 

Afiyet Olsun.




20 Ocak 2016 Çarşamba

Kınalı Çay


İnstagram, Facebook, Twitter derken Blogumu epeydir ihmal ettim :( farkındayım.  Telefondan resim çekip anında paylaşım yapabileceğimiz sosyal medya unsurları blogumla aramı açtı :(

Oysa blogum benim paylaşım alanında ilk göz ağrım, ilk heyecanımdı. İlk açtığımda nasıl da bir heyecanla yemeklerimi yapıp kötü bir telefonla resimleyip burada paylaşmak için sabırsızlanıyordum :))

Bugün, buradan, daha sık paylaşımlar yapma isteğimle çocukluğundan kalma güzel bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.

Bir de şunu eklemek istiyorum. Evet burası bir yemek bloğu ama bazen sizlerle yemek dışında paylaşmak istediğim anı, hatıra, yaşanmışlıklar içeren paylaşımlar da yapmak istiyorum.

Mesela KINALI ÇAY da bunlardan biri...

Rahmetli dedemden daha önce ki bir yazımda bahsetmiştim. Misafiri çok sevdiğinden de... Tek çocuk olduğundan da... İşte bu sebeple dedem çocukları da bir ayrı severdi. Çocukları eğlendirmek için onlara vakit ayırırdı, biz torunlarına da ayrı bir sevgi beslerdi, hep etrafında olalım, yiyelim, içelim, gülelim isterdi. 

Biz küçükken kahvaltıda olsun, gün içinde içtiğimiz çaylarda olsun. "Dur bak ben sana ne yapacam... dur hele bak şimdi " der. :)) Çay bardağının yarısına kadar sıcak  suyu doldurur, bir kaşık şeker ilave edip karıştırır sonra bir eline çay kaşığını tutar diğer elinde de çayın demini şekerli suyun üzerine yavaş yavaş dökerek bize KINALI ÇAY yapardı. Bir yandan da gözü bizde hayretle bakışımızı izler, keyiflenir. "Yaaaa.... bak işte... ne şimdi bu biliyon mu sen? Kınalı çay bu, kınalı çay" derdi. :)) Gerçekten de çayın altının başka, üstünün başka olduğunu,  alttaki şekerli suya çayın karışmadığını görmek çocuk aklıyla bizde büyük bir şaşkınlık, sevinç, mutluluk yaşatırdı. :)  Üstteki kırmızı demi ellerimize yaktığımız kınayla özdeşleştirir ayrı bir haz alırdık. İşin garibi dedem bunu her gün yapsa da biz her seferinde yeni görüyormuş gibi aynı sevinç ve heyecanı yaşardık. :))

Bugün çocukluğumdan kalma bu hatıram gözlerimin önünden geçti, kalktım kendime bir "kınalı çay" yaptım, inanın aynı sevinci yaşadım :) sizlerle de paylaşıyım istedim. Bir de çocukken ne de küçük şeylerle mutlu olduğumuzu, bir çayın bile bizi mutlu edebildiğini... oysa günümüzde elimizde onca nimet varken bunun şükründe olmayışımızı farkettim :( 

Hepimizin güzel anılar yaşamamız ve yaşatmamız ve herşeyden önemlisi küçük şeylerle mutlu olmayı bilmemiz, kısacası mutluluğu uzaklarda aramayıp, elimizdekilerin farkında olmamız ve bunları şükür sebeplerimiz olduğunu bilmemiz dileğiyle selam ve sevgiler...



8 Eylül 2015 Salı

Beyaz Kiraz Reçeli



 Geçtiğimiz günlerde annemler Konya Ereğli'ye teyzemleri ziyarete gittiler. Eniştemin memleketi olan Ereğli beyaz kirazları ile meşhur, önceki senelerde de Ereğli'de oldukları müddetçe teyzem her sene Beyaz Kiraz reçeli yapar ve bizi de unutmazdı, bu sene de öyle oldu, bizim Beyaz Kiraz reçellerimiz ve beraberinde Vişne ve Ahududu reçelleri ile birlikte teyzemin ellerinden hazırlanıp kavonozlanmıştı :)

Bütün reçelleri sevsem de beyaz kiraz ayrı bir sevimli gelir bana, minik mink üzümü andıran sapsarı tanecikleri yemek çok sevkli :)
 

Tabiiii adetim olduğu üzere fotoğrafladım ve teyzemi arayarak sizler için tarifini aldım.:)) Aslına bakarsanız teyzem '' çok basit normal reçel yapar gibi yaptım'' dedi :))) Nasıl yani biraz açıkla diyince de ''ölçüsü yok şekerle meyveyi kaynatıyosun'' dedi :))) yani reçel yapmak onun için o kadar sıradan ve kolay ki tarif etmekte zorlandı :) Neyse ben didikliye didikliye öğrendim :)) 

Teyzem çok yaptığı için gr, kilo ölçüsü vermedi ama göz kararı ölçüsünü aldım.

Nasıl mı Yapmış?

Malzemeler: 
  • 1 ölçü beyaz kiraz ( 1kg, 2kg, 3 kg. her ne ise )
  • 1 ölçü toz şeker ( kaç kg kiraz ise o kadar toz şeker )
  • 4- 5 damla limon suyu
Yapılışı:

Kirazlar çöplerinden ayıklandıktan sonra yıkanarak süzülür ve çekirdekleri tığ yada çöp şiş yardımıyla çıkarılarak derin bir tencereye alınır. Üzerine kirazımız ölçüsünde toz şeker serpilerek tencere hafif sallanarak karışması sağlanır. Sonra bir kenarda en az 3- 4 saat ya da akşamdan sabaha kadar bekletilerek kirazların sulanması sağlanır. 

Süre sonunda tenceremiz ocağa alınarak kaynayana kadar yüksek ateşte kaynamaya başladıktan sonra kısık ateşte orta koyulukta şerbet kıvamını alıncaya dek kaynatılır. İstediğimiz kıvamı alınca 3 - 4 damla limon suyu ilave edilerek hafif karıştırılarak ocaktan alınır. Ardından yayvan bir kaba alınarak ( derin bir tepsi gibi ) üzerine temiz beyaz bir tülbent örtülerek çok güneş alan bir yere konulup 2- 3 gün bekletilerek güneşle kıvam alması ağır ağır olgunlaşıp lezzetlenmesi sağlanır.

Sofraya konmaya hazır bir kıvam alınca temiz kavonozlara paylaştırılarak, kapakları sıkıca kapatılarak serin bir yerde saklanabilir. 

Eşim reçeli tereyağ ile yemeye bayılır ben ise kaymakla çok severim :) Ayrıca pişiyle de tartışmasız nefis oluyor :)) Kısaca kahvaltı sofralarımızı rengarenk katkısız, doğal ev yapımı reçellerle bereketlendirmek çok hoş bir duygu.
 
 Teyzem diğer vişne ve ahududu reçelini de aynı usulde yapmış hepsi de nefisti, Ellerine sağlık :)





29 Ağustos 2015 Cumartesi

Antep Usulü Zeytinyağlı Kara Kabak Dolması


Geçtiğimiz günlerde annemler kısa bir memleket ziyeretine gideceklerdi ki ben de adetim olduğu üzere onlar yolculuğa çıkmadan önce son akşam yemeğimizi beraber yemek üzere ufak çaplı bir sofra hazırladım.
Mevsim yaz olunca ben dolmalı sofraları pek bir severim, daha öncesinden de Antep usulü doldurup annemlere götürdüğüm dolmalarım tam not alıpda annem '' baban dolmalarını pek bir beğendi, tam usulünce Antepliler gibi salçalı, acılıca ne güzel yapmış'' diyince memnuniyetle bi havalara girdim :)))) hadi yine ondan yapıyım dedim :))

Markette özellikle yaz gelse de şu sevimli kabaklardan çıksa diye beklediğim Kara Kabakları (Girit Kabağı da deniyor) görünce hemen özenle aynı boy olanları seçtim :)

Babam menü uyumuna pek bir dikkat eder ( yemek seçer demiyorum... sadece sırf pirinçle ya da sırf bulgurla ya da sadece etle donatılmış sofraları sevmez. Bir tane pirinçli varsa diğeri mutlaka bulgurlu olmalı ya da tam tersi... ) Ben de menüyü ona göre şekillendirmek istedim. Ana yemeğimin Sac Kavurma olmasına karar verince , dolmamda zeytinyağlı ve pirinçli olacağından pilav olarak bulgur pilavını tercih ettim. Tabiii çoban salata ve ayranla tamamlanınca tam bizim damak tadımıza uygun bir Anadolu sofrası hazırlamış oldum :)

Antep usulü dolmaların özelliği salçalı ve acılı olmasıdır, ister zeytinyağlı ister etli olsun bu kural şaşmaz :)))  Salça ve acı mutlaka olacak...Bir de kuru reyhan sanıyorum işin püf noktalarından biri , bu kez ben de kendimden bir yorum kattım ve taze soğan ilave ettim, Dolmayı yerken damağımda bıraktığı nefiss tadı alınca bundan sonra bütün dolmalarımda mutlaka taze soğan da kullanmaya karar verdim :) 

Bakalım ben nasıl yapmışım. 

Malzemeler:
  • 20 adet Kara Kabak
  • 1,5 su bardağı pirinç 
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 çorba kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1'er çorba kaşığı pul biber, kekik, kuru nane
  • 1'er tatlı kaşığı tuz ve kuru reyhan
  • Bir tutam maydanoz 
  • 4 - 5 dal taze soğan ( özellikle tavsiye ederim )
  • 1 çay kaşığı toz şeker 
  • Zeytinyağ 
Yapılışı:

İlk olarak Kara Kabakları alaca soyup, içlerini çay kaşığı yardımıyla çıkararak dolmalık olacak şekilde hazırlıyoruz.

Daha sonra kuru soğanı minik yemeklik doğrayarak bir çay bardağı kadar zeytinyağda kavuruyoruz hafif pembeleşmeye başlayınca domates ve biber salçalarını ilave ederek bir iki dakika çeviriyoruz. Ardından yıkayıp süzdüğümüz pirinçleri ilave ederek karıştırıp bir çay bardağ kadar su ve tuz ilavesiyle ocağı kısıp kapağını kapatarark suyunu çekene kadar demlenmesini sağlıyoruz. Suyunu çekince ocaktan alarak baharatlarımızı, minik doğradığımız maydanoz ve taze soğanları ileve ederek karıştırıyoruz. Bu esnada yağını da kontrol ediyoruz. zira zeytinyağsı yerinde olan dolmalar daha lezzetli olur :)

Sonra minik kara kabaklarımızın içini hazırladığımız iç ile üzerinde biraz boşluk bırakarak doldurup üzerlerine domatesin kabuklu kısmı ile kapak yaparak tenceremize diziyoruz. Üzerine porselen bir tabak çevirerek dolmaların yarısına gelecek kadar sıcak su ilavesiyle kısık ateşte tenceremizin kapağı kapalı olarak pişmeye bırakıyoruz. 
Kabaklarımız ve pirinçlerimiz yumuşayınca dolmalarımız hazır demektir. Yanında güzel bir cacık ya da çoban salata ile nefis bir öğün olacaktır. 

Afiyetle...

 
 



7 Ağustos 2015 Cuma

Yumurtalı Zahter Salatası


Zahter Gaziantep, Hatay civarlarında bol bol yetiştirilip tüketilen bir bitki, aroma olarak kekiğe benzese de kekik diyemeyiz, belki bir çeşit dağ kekiği olabilir ama tazesi ayrı kurusu ayrı güzel.

Evlendiğim sene eşimin memleketine gittiğimizde eltim bahçeden elinde bir tutam otla gelmişti de , 'sana getirdim , kokla' diye uzatmıştı o anda koksuna bayılmıştım tam ağzıma bir yaprak atacaktım ki  'yemeee, sade kokla yenmez ooo' demişti :(  'Biberlerin arasında kendiliğinden bitiyo, yabani ot bu toplayıp ineklere veriyorum' demişti :))) 

Sonraki senelerde annem aynı otan pazardan almış , 'Hataylı bir kadın getirmiş, millet kapışıyo, salatası yapılıyomuş' deyince bir deneyelim dedik ve o günden beri zahter salatasını hiçbir şeye değişmem yeter ki zahter buluyum Malatya'dayken manavlara gelirdi, çok da ucuzdu ama ne yazık ki Ankara'da sadece yazın onda da birkaç tutam ancak bulabiliyorum :(

Bu arada evleneli kaç sene oldu hala eltimin ineklere veriyoruz yeme diyip de bana yedirmediği zahterlere yanarım :)))

Biz zahter salatasına her öğün hatta öğün arası yani ne zaman bulursak o zaman yiyebiliriz ama evde varsa kahvaltıya mutlaka yaparım, üzerine de haşlanmış yumurta dilimlerim, hele bir de yanaında köy yufkamız varsa o yoksa bazlama da olabilir :)) değmeyin bizim keyfimize :) eşimle adeta kapışırız ama son lokmaya geldimi ikimizde birbirimize kıyamayıp 'hadi bunu da sen ye'... 'yok sen ye'... 'yok yok sen ye'... diye diye ikramda bulunuruz en son zahterler bana, tabağı sıyırması eşime kalacak şekilde anlaşırız :)))

Malzemeler:
  • Bir bağ zahter
  • 4 - 5 dal taze soğan
  • 1 çorba kaşığı nar ekşisi
  • Bir çimdik tuz,
  • 1'er çay kaşığı isot ve pul biber
  • Zeytinyağ
  • 2 adet haşlanmış yumurta
 Yapılışı:

Saplarından ayıklayıp yıkadığımız zahterler iri iri kıyılır, İnce kıyılmış taze soğan, nar ekşisi, sızma zeytinyağ, isot, pul biber ve bir çimdik tuz ilavesiyle karıştırılarak servis tabağına alınır, üzerine haşladığımız yumurta dilimlenerek dizilir.
  
gördüğümüz gibi salatamız  hazırlamak çok basit , yani tarifini vermeme bile gerek yok ama bilmeyenler olabilir, bu nefis lezzetten kimse mahrum kalmasın diye paylaşmak istedim.